Hareketsiz Yaşam Omuzları Kilitliyor
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Gökşen Gökşenoğlu, omuz ekleminde gelişen ağrı ve sertlik nedeniyle araba kullanma, giyinme ya da yukarı uzanma gibi basit hareketlerin bile zamanla imkânsız hâle gelebildiğini belirterek, erken teşhisin büyük önem taşıdığını vurguladı.
Doç. Dr. Gökşenoğlu, "Hayatı tehdit etmese de donuk omuz sendromunda tedavide geç kalınması durumunda iyileşme süreci uzuyor, omuz hareketlerinde kalıcı kısıtlılık gelişebiliyor ve ağrı kronikleşebiliyor. Oysa erken dönemde başlanan tedaviyle iyileşme süresi belirgin şekilde kısalıyor" dedi.
30'lu yaşlarda görülme sıklığı artıyor
Dünya genelinde nüfusun yaklaşık yüzde 2–5'ini etkileyen donuk omuz sendromu, Türkiye'de de benzer oranlarda görülüyor. Son yıllarda hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşması, diyabet ve tiroit hastalıklarındaki artış, yaralanma ya da ameliyat sonrası uzun süreli hareketsizlik gibi nedenlerle donuk omuz vakalarında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Eskiden 40 yaş altındaki bireylerde nadir görülen bu sendromun, günümüzde aynı risk faktörleri nedeniyle 30'lu yaşlarda da daha sık ortaya çıktığı bildiriliyor. Ayrıca 40 yaş üzerindeki kadınlarda görülme riskinin erkeklere göre 2 ila 4 kat daha fazla olduğu ifade ediliyor. Menopoz dönemindeki hormonal değişimler ve otoimmün hastalıkların kadınlarda daha yaygın olması bu risk artışında etkili faktörler arasında gösteriliyor.
Omzun uzun süre hareketsiz kalması riski artırıyor
Donuk omuz sendromunun en sık görülen tipi, nedeni net olarak belirlenemeyen idiopatik formu oluşturuyor. Bununla birlikte omuz yaralanmaları, cerrahi müdahaleler sonrası omzun uzun süre hareketsiz kalması riski artırıyor. Diyabet hastalarında ise yüksek kan şekeri nedeniyle dolaşım bozukluğu, inflamasyona yatkınlık ve kolajendeki yapısal değişiklikler donuk omuz gelişimini kolaylaştırıyor. Bu nedenle diyabet hastalarında riskin normal bireylere göre 2 ila 4 kat arttığı belirtiliyor. Tiroit bozuklukları, Parkinson ve kalp-damar hastalıkları da risk faktörleri arasında yer alıyor.
Hastalık genellikle gece ağrısıyla başlıyor
Donuk omuzda omuz eklem kapsülünün iltihaplanıp kalınlaşması zamanla sertliğe ve hareket kısıtlılığına yol açıyor. Hastalık çoğunlukla haftalar ya da aylar içinde yavaş ilerliyor. İlk dönemde özellikle geceleri hissedilen omuz ağrısı ön plana çıkıyor. Bu ağrılar uyku kalitesini bozarak kronik yorgunluğa neden olabiliyor. İlerleyen evrelerde ise eklem sertliği artıyor, kolu kaldırmak zorlaşıyor; giyinme, yemek yeme, saç tarama gibi günlük rutinler bile büyük bir çaba gerektiriyor.
Tam iyileşme bir yılı bulabiliyor
Tedavide temel hedef, ağrıyı azaltmak ve omuz ekleminin hareket açıklığını yeniden kazandırmak. İyileşme süresi hastanın genel sağlık durumu ve tedaviye başlama zamanına göre değişiyor. Çoğu hasta 3 ila 6 ay içinde günlük yaşamına dönebilirken, bazı vakalarda tam iyileşme bir yıla kadar uzayabiliyor. Doç. Dr. Gökşenoğlu, erken tanı ve uygun tedaviyle hastaların büyük bölümünün omuz fonksiyonlarını tamamen ya da büyük ölçüde geri kazandığını belirtiyor.
Tedavide ilk basamak fizik tedavi
Donuk omuz tedavisinde ilk aşamada fizik tedavi ve ilaç uygulamaları tercih ediliyor. Germe ve güçlendirme egzersizleriyle omzun hareket kapasitesi artırılırken, antiinflamatuar ilaçlar ve eklem içine yapılan kortikosteroid enjeksiyonları ağrının kontrol altına alınmasına yardımcı oluyor. Gerekli durumlarda, eklem kapsülünün sıvı ile genişletilmesini amaçlayan hidrodilatasyon yöntemi uygulanabiliyor. Şiddetli ve diğer tedavilere yanıt vermeyen vakalarda ise cerrahi seçenek gündeme geliyor.
Hidrodilatasyon cerrahi ihtiyacını azaltabiliyor
Son yıllarda öne çıkan hidrodilatasyon yöntemi, minimal invaziv bir uygulama olarak dikkat çekiyor. Omuz eklemi içine steril sıvı enjekte edilerek kapsülün kontrollü şekilde gerilmesi ve yapışıklıkların azaltılması hedefleniyor. Çoğunlukla görüntüleme eşliğinde uygulanan bu yöntemin, fizyoterapi ile birlikte yapıldığında ağrıyı hızla azalttığı ve hareket açıklığını artırdığı belirtiliyor. Doç. Dr. Gökşenoğlu, hidrodilatasyonun en önemli avantajının iyileşme sürecini hızlandırması ve cerrahi müdahale ihtiyacını önemli ölçüde azaltması olduğunu ifade ediyor.
Bakmadan Geçme