Dr. Hasan YAĞAR

MEBUS CENNETİ

Dr. Hasan YAĞAR

Bu cennet maalesef Türkiye’mizdir. Aşağıda yazının seyrine göre detaya girilmekle birlikte hemen söyleyelim ki MEBUS kelimesinin yeni anlamı, yediden yetmişe aşina olunduğu üzere MİLLETVEKİLİ demektir. Mebus kelimesi ise Arapçadan dilimize geçmiş olup, ba’s kökünden türetilmiştir. Ba’s, bir görevi yerine getirmek üzere gönderilmek anlamına geldiği için bu noktadan hareketle MEBUS da GÖNDERİLEN anlamına kullanılmıştır. Bu anlamıyla 16. YY’da sözel ve yazınsal öğelere girdiği söz konusudur. TDK (Türk Dil Kurumu)’ya göre de iki anlamının olduğu anlaşılmaktadır: İlk anlamı: Milletvekili. İkinci anlamı ise: Allah’ın emir ve yasaklarını tebliğ eden, elçi, peygamber demektir.
    Bu kısa açıklamadan sonra gelelim esas meseleye:
    Bilindiği üzere vekillik işi de müdafaaya yani hakların savunulmasına dairdir. Yani bir nevi avukatlık demektir. Fakat güzelim Türkiye’de bu konuda cereyan eden icraata bakıldığında yansıması böyle olmakla beraber; gerçeğin böyle olmayıp, bizatihi şahsi istikbal ve ikbale yönelik olduğu her halükarda bu son haliyle kendini göstermektedir. Gayet tabii olarak bu, esef verici olmaktan öte sadra şifa başka bir mahiyet arz etmemektedir. 
    Söyleyelim:  
    Yaptığımız bir araştırmaya göre mesela Fransa’da (ki biz onlara “gâvur” diyoruz) bir milletvekilinin aylığı, ASGARİ ÜCRETİN dört katı iken bizde on beş katıdır. Oysa buraya seçilmiş olan zevat fevkalade varlıklı olup, tabiri caizse sadece “kusturucuları eksik”. Durum bu iken her ne hikmetse hep bir ağızdan emeklinin ve asgari ücretlilerin perişanlığından dem vurulmaktadır. Anlayana aşk olsun.
    Daha beteri ise, 2 yıl dahi olsa bu görevi ifa eden zevat, ömür boyu sanki faalmiş gibi, başta sağlık hizmetleri olmak üzere devletin hemen her bir imkândan özellikli ve öncelikli olarak yararlanılmaktadır. Gelelim bir başka hususa: O da DOKUNULMAZLIK vasfıdır. Aslında bu vasıf/özellik “KÜRSÜ” yani konuşma işleviyle alakalı olması gerekirken; adam, Allah muhafaza katil olmadığı sürece hangi suçu işlerse işlesin kanunen kendisine ilişemezsiniz. Nitekim yazılı ve görsel yayında bunun envaine hemen her gün tesadüf edilmektedir.  Hani! Anayasa’da  “HERKES KANUN ÖNÜNDE EŞİTTİ”. Siz onu, benim değil, milletin külahına anlatın. Milletin bundan fevkalade rahatsız olduğu “sağır sultana” bile malumken, parti tefriki olmaksızın hiç kimse ama hiç kimse buna ilişmek istememektedir. Hâlbuki yediden yetmişe hemen herkesin malumu olduğu üzere yakışık almayan birçok fiile bulaşılabilinmekte iken sadece manevi tazminat diye bir işlev ve işlem dışında kendilerine ilişmek, hiç mümkün değil. O da şayet başarılabilinirse. İsterse adam iffet ve izzetinize saldırsın. Nitekim bunun hesaba gelmeyecek binlerce örneği her kesin malumudur. İsterse bu şekilde saldırıya uğrayan kişi, memleket için canını feda etmiş bir şehidin yakını olsun. Keza bilindiği üzere bu haliyle bu zevata ilişmek hiç mümkün olmayıp, ancak seçilmeyinceye kadar bu durum böyle devam eder. Ama gelin görün ki neredeyse bazıları kaydı hayat şartıyla bu özelliklerini muhafaza edebilmektedir. Ancak AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi)’nin Sayın Genel Başkanı ve elan Cumhur Başkanı bulunan Sayın Tayyip Erdoğan DÖRT DÖNEM ŞARTI getirdi. Diğer partilerde böyle bir kayda tanık olunduğunu en azından ben bilmiyorum.
    İsterseniz bir de bu göreve seçileceklerle ilgili birkaç lakırdı edelim. Merhum Gazi Mustafa Kemal Atatürk zamanında öyle aday adayı olmak için partiye para yatırarak müracaatçılar arasından belirlenmek diye bir şey yoktu. O muhterem insan, farzımuhal Elazığ için aday veya adaylar gerekli ise, bu konuda araştırma yapılarak bu işe uygun bilgiye sahip ve dahi ahlaken tebarüz ettiği anlaşılan zevat arasından, düşündüklerine mektup yazılarak kendisinin/kendilerinin bu hususta fikri sorulur; kabulü halinde seçime iştirak ettirilirdi. Peki, şimdi böyle mi? Ne gezer. Yaklaşık yüze yakın kurulu partiler içinde pek araştırma yapmadım ama seçim kazanabilecek durumda olan hemen her bir partide bu durum egemen bulunmaktadır. Hatta “biz Atatürk’ün kurduğu partinin müdavimleriyiz” diyenlerde bile Atatürk’ün uyguladığı söz konusu bu yönteme rastlamak mümkün değil. Varsa yoksa partiye para yatırmak. Nerdeyse kim daha fazla maddi destek vaat ediyorsa onların ileri geçtiğini bilmem, bilmeyen var mı? Üstelik devletin verdiği mali desteğe rağmen tüm bunlar cereyan etmektedir. Hayret! 
    İş böyle objektiviteden uzak olarak organize edilince de maalesef kalite ister istemez düşüvermektedir. Mesela sosyal medyada dolaşan görüntüler arasında bu dediklerimizi özetler mahiyette yüzlerce, belki binlerce yakışıksız eylem ve söylemlere tanık olunmaktadır. Fevkalade düşündürücü olduğu için yazmaktan kendimi alamadığıma bir örnek olarak hem de elan  “ANA MUHALFET PARTİSİ” olan CHP (Cumhuriyet Halk Partisi)’nin Genel Başkanı sıfatını taşıyan Ö.Ö., Bursa Belediye Başkanının tutuklanması üzerine, kargaların bile güleceği kesin olan şöyle bir beyanda bulunuyor: “ Tam da kedim ZAFER’in doğum gününde böyle bir işe teşebbüs ediliyor. Ayıp yahu! Günümüzü berbat ettiniz. Başka gün bulamadınız mı?” mealinde sözler söylüyor. Allah aşkına bunun adı şayet rezalet değilse nedir. Amiyane tabiriyle söyleyecek olursak, bunun adı ne gırgır geçmek ne de şaka yapmaktır. Bunun resmen ve dik alası ayıp ve gülünç olmanın çok ötesinde halkı ve dahi Milleti hafife almak, hatta alaya almaktır. Edep yahu!
    Hasbelkader Tarih konusunda mürekkep yalayan biri olarak bu yazdıklarımı kitaplaştırmayı düşündüğüm için Tarihe bir not düşmek babında kayda geçirmiş bulunuyorum. Yoksa bendenizin siyasetle hiç alakası yok. Olmadı da. Bendeniz sandık erbabı cümlesinden bir garip kulum. Hani diyorlar ya: “ Sen garip bir Çingenesin, gümüşlü zurna senin neyine”. İşte öyle bir şey. Öyle olmasına öyle de. Dedim ya amacım Tarihe not düşmek. İşte bu sebeple bu mayınlı alana girmiş bulunuyorum.     Gelelim meselenin daha başka boyutuna:
     Siyasetin bir başka cenahı olan yerel yönetimlere bakacak olursak, bilhassa CHP’li belediyelerde rezaletin haddi hesabı yok gibi. Küçük kız evlatlarını tacizden tutunuz da kamu imkânlarını suiistimal ederek orada burada sevgililer peyda etmek kırıla gidiyor. İşin daha da vahimi, küçük yaştaki ve dahi kazaya kurban giden o kız evladımızı istismar cihetine giden Giresun Görele belediye başkanını övmek üzere, hem de CHP’nin Kadın Kollarına mensup kadınlar belediye önüne gelerek alkışlı malkışlı başkanlarını tezahüratta bulunuyorlar. Pes doğrusu! Taciz edilen bir kız yavrucak, yavrucağın aleyhinde gösteri yapanlar kadın. Vallahi “Memleketin tuzu kokmuş”. Bu deyim, işin zıvanadan çıktığına dair söylenmiş bir söz. Hani daha bu gâvur icadı buzdolapları çıkmadan önceki dönemlerde gıdalar kokmasın diye tuzlama yapılırdı. Bundan kinaye olarak bu tür acayiplikler demek ki ta o dönemlerde de zuhur ediyormuş ki ondan ötürü atalar Tarihe bu deyimi sunmuş olmalılar. Doğru söze şapka çıkarılmaz da ne yapılır. Allah beterinden saklasın demek istiyorum da acaba bundan daha beter ne olabilir ki? Yine de duamı tekrar etmem için içimden bir ses beni dürtüklüyor. Allah beterinden saklasın.
    Yine CHP’li yerel yönetimlerle ilgili olarak bu sefer Uşak ilimizden bir patlama sesi geldi. Konu, sosyal medyaya yansıdığı için, Taksim Meydanı programını deruhte eden Gürkan Hacır ve ekibinin 5 Nisan 2026 günkü yayınında dile getirildiği üzere oradan esinlendiğimi, ibreti âlem için aynen yazmak istedim. Özetlersem: CHP, Genel Başkanları tarafından kullanılmak üzere 4X4 özelliğe sahip ve “çakar” donanımlı 06 PR 0909 Mercedes bir araç alıyor. Bu aracın VIP iç donanımını ise aracın alınış fiyatına denk bir bedelle Erbakan Malkoç firmasına yaptırıyor. Buraya kadar olanı gayet tabi normal bulunmaktadır. Ancak bu VIP iç donanım parasını, adı sevgililer kervanına karışan Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım tarafından Uşak Belediyesinin gelirlerinden karşılanıyor. Bu saate kadar bir yalanlama gelmediği için bendeniz bu hoyratlığı yazmış oldum. İnşallah kusur etmemişizdir. 
    Neresinden bakarsanız bakın mesele akıl ve izandan tamamen yoksun gözükmektedir. Konu cidden akıllara durgunluk verir mahiyettedir. A birader Sayın Özgür Özel sen ki hemen her gün oradan buradan “arı kovanına çomak sokmakta olan” biri olarak bu denli kanunsuz işe nasıl bulaşırsın anlamak mümkün değil. Üstelik konu hem gayri ahlaki hem de gayri kanuni. Peki, Allah aşkına bu memleketi zatı âlileri bu kafa ve bu ahlakla mı yönetecek. Bekleyip görelim.
    Bakınız “anadan doğma” CHP’li olduğunu bildiğim Yılmaz Özdil; mealen ne diyor: “Özgür Özel’in başarısı, Katoliklerin Lideri Papa’nın Müslüman olması ihtimaline denk gözükmektedir”. Tevil ve tefsire gerek yok ama Sayın Özdil, bu iş muhal diyor. Tam da on ikiden vuran bir isabet. Hemen hakkını teslim edelim ki Yılmaz Özdil, bu tür akılsızlıklara bulaşmayan CHP’yi yeğleyen ve bana göre cidden objektif konuşan da bir gazeteci. Sayın Özdil’i tebrik etmek lazım. Ama işinden olduğu söyleniyor. Haydi  hayırlısı?  Oysa adamcağız işini yapıyor. 
    Bir de medyaya yansıdığına göre, elan tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun, hiç de resmi görevi olmayıp sadece ev hanımı niteliğini taşıyan eşi hanım efendiye 340.000 liraya, belediye bütçesinden BASIN DANIŞMANI görevlendirdiğinden sıkça bahsedilmektedir. Dileriz öyle değildir.   
    Lafı bayağı uzattık. Bu günlerde cereyan etmekte olan “siyasilerin” serüvenlerini anlatmaya ne sayfalar yeter ne de vakit. Onlara bari bir dua edelim: Rabbim akıl izan lütfetsin. Başka ne diyebiliriz. Sürçü lisan ettiysek af ola. Selam ve dua ile. 10 Nisan 2026.Cuma. Ankara. 
 

Yazarın Diğer Yazıları