HAYRETLER ÜLKESİ
Dr. Hasan YAĞAR
Maalesef ve bir daha maalesef olsun ki bu ülke güzelim Türkiye. Anlatayım: Adamlar Diyanet İşleri Başkanlığına başvurarak Umre ve Hac seferleri düzenlemek üzere firma kuruyorlar. Kurmaya kuruyorlar da yaptıkları işlem ve işler hayret verici. Dünden beri tüm TV kanallarında görüntüleri yayında. Olay Sivas ‘ta vuku bulmuş. Adaylardan döviz üzerinden belli miktarlar alınmış ve akabinde sırra kadem basılmış. Araştırmadım. İnşallah kuruluş safhasında, Diyanet İşleri Başkanlığı bir teminat almıştır. Vaziyete göre bu husus söz konusu değil gibi. Şayet öyle olsaydı bu kepazelik yaşanmazdı. Zira teminata derhal el konulurdu. Bunun için de bu işe tevessül edilmezdi, dilemezdi. Bence bu işler hayır işleri olduğu düşünülerek bu gibi işlerde bu tür kepazelikler yaşanmaz düşüncesiyle bu yola başvurulmamış fikri ağır basmaktadır. Tabi ki bu bir tahmin. Dilerim ve İnşallah böyle değildir. Eğer böyle ise “yandı keten helva”. Ara ki bulasın. Bulsan ne olacak, para suyunu çekmiştir. Nasıl ve nereden alınacağı oldukça meçhuliyet kesp etmektedir. Hırsızın neyi var ki neyini alacaksın. İnşallah tez elden yakalanırlar da parayı tüketmemiş olurlar. Her ne ise. Bu arada biz de başka bir hayretliğe geçelim.
Efendim bu hayır işleri diye diye hayretlik çok işler yaşanmadı mı bu güzelim ülkede. Mesela bir zamanlar kurban derileri ve ha babam de babam zekât ve sadaka toplayanlar bu memlekette ihtilala tevessül etmediler mi? Bu suretle birçok insanımızı hayattan koparmadılar mı? Her ne hikmetse maalesef bir türlü ders çıkarılıp ibret alınarak önlem alınmıyor ülkemizde. İlle de bir vukuat olacak ki ondan sonra önlem alınsın. Bunun örnekleri çoktur ama biz oralara girmek niyetinde değiliz.
Gelelim başka bir açmaza: Herkesçe malum olduğunu tahmin ettiğim tekke, zaviye, tarikat ve cemaat oluşturma işleri elan kanunen yasak olmasına rağmen memleketin muhtelif bölgelerinde arzı endam edip, yurt dışında kâşaneler kurmakta olan bu zevatı muhterem (?) “HAYIRLI İŞLER” cümlesinden olarak hükümetin ve dahi gelip geçmiş diğer tüm hükümetlerin gözleri önünde teşriki mesai etmiş ve kanuni yasağa rağmen bu fiillerinde hiç tereddüt göstermeksizin berdevam değiller mi? Esefle söylemek gerekirse tas tamam öyle. Amma ve lakin Kur’an ve Sünnet bakımından, “ARAPCA KUTSAL BİR DİLDİR HEZEYANI İLE” gelip geçmiş hükümetlerce özellikle Kur’an konusunda cahil bırakılan insanlarımızı istismar etmek suretiyle birer oy deposu haline geldikleri için bu oluşumlar maalesef hiç kimsenin, ama hiç kimsenin takip ve tedibine uğramamaktadırlar. Mesele koltuk, makam ve mansıp olunca akan sular durmakta devam etmektedir.
Dilerseniz hayretlik bir başka kepazeliğe bakalım: Efendim üstüne basa basa “KUR’AN MEALİ OKUMAK HARRAMDIR” diyenler, bu hezeyanlarını, vatandaşı din ve inanç konusunda aydınlatmakla görevli bulunan Diyanet İşleri Başkanlığının gözü önünde kusmaktadırlar. Neymiş efendim fikir/düşünce özgürlüğü varmış. Yesinler sizin düşünce özgürlüğünüzü. A birader abesle iştigal ne zaman düşünce özgürlüğü oldu. Vardı da biz acizlerin mi haberi olmadı. İstemezler. Zira Meal okunup da İlahi mesajlar anlaşılınca adamların ipliği pazara çıkacak ve sarıklarıyla o papaz giysi menşeli olan muhteşem cüppelerini ne yapacaklarının şimdiden derdine düşmüşe benzemekteler.
Bu türden başka bir kepazeliğe ne dersiniz: Efendim sabahtan akşama, dinen yasak olan kılık ve kıyafetle pervasızca TV ekranlarında ve dahi muhtelif sahne ve mahfillerde arzı endam eden ve ne idüğü belirsiz ve dahi sanatçı yaftası taşıyan bir “eksik etek”, hiç sıkılmadan ve dahi utanmadan, “SİZ İNSANLARI DİNDEN SOĞTUYORSUNUZ” demek suretiyle, din ve diyanetine bağlı mütedeyyin insanımıza laf sokuşturabiliyor. Hey kurban olduğum Rabbim ne günlere kaldık. Hani diyorlar ya: “Merdi Kıpti, methin ederken sirkatin söyler”. Günümüz kelimeleriyle müteşabih olarak bu deyimle anlatılmak istenen şey şu: “ Kıpti beyi kendini methederken hırsızlığından dem vurur”. Bu söylem tam da bu cehaleti vurgular mahiyettedir. Ne diyelim ağzı olan konuşuyor.
Gelelim daha vahim bir örneğe: Sevgili okurlar, CHP’nin İzmir Milletvekili sıfatını taşıyan bir hanım parlamenter, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ramazan ayı münasebetiyle okullarda organize edilen etkinlikten hayıflanmış, daha doğrusu rahatsızlanmış olmalı ki, “ SİZ TÜRKİYE’DE İSLAM DEVLETİ KURAMAZSINIZ” benzeri bir ifade de bulunuyor. Ki öyle bir şey zaten mümkün değil. O halde İslam’dan rahatsızlık duyan bu hanımefendiye Balıkesir’e teşrifleri şayet söz konusu olacaksa, Zağanos Paşa Camiinin duvarına monte edilen ve Atatürk’ün irat ettiği “BALIKESİR HUTBESİNE AİT” kitabeyi lütfedip okumasını naçizane olarak tavsiye etmek isterim. Sabahtan akşama işitsel ve görsel medyada Atatürk satan bu Atatürk ve Kur’an cahillerine, Atatürk’ü ve dahi Kur’an’ı lütfedip alıcı bir gözle bir daha okumalarını, hasbelkader Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi doktorası yapan biri olarak önemle tavsiye etmek isterim.
Bu vesile ile hayret verici bir başka olaya ulaşmış olduk. O da şu: Upuzun sakallı ve sarıklı bir zatı muhterem (!) İran’da, Gazze’de ve sair bölgelerde daha çocuk yaşta iken, Siyonist ve dahi emperyalistlerin katlettikleri İslam yavruları için, adeta sevinircesine “iyi olmuş” der gibi onlar şehit oldular ne mutlu onlara diyebiliyor. Bu akıl ve izan yoksunu kişinin şehitliği nasıl bir vasıfta anladığı cidden merak konusu olmuştur. Tabi ki o sıfatla rahmeti Rahman’a iltica eden bu masumlar elbette şehit mertebesindedirler. Ona diyecek bir şey yok. Lakin “bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü” misali durup dururken bu konuyu bu şekliyle gündeme getirmek cehalet değilse her halde rezalet olsa gerek.
İsterseniz sizlere, beterin beterinden bir örnek daha sunayım: Aynı kılık ve kıyafetli ve dahi “CÜBBELİ” namıyla herkesin marufu olan zat: “Şayet vahiy ürünü söylem, Hadis ürünü söylemle çatışırsa Hadis’e itibar edilir. Zira Hadis de vahiy sayılır”diyor. Şu aymaza bak. Hz. Resul’ün irtihalinden yaklaşık 300 yıl sonra yazılı gündem bulmuş olan rivayetleri Kur’an ayetlerinin önüne geçirmektedir. Ama ne yazık ki hâlâ ve elan bu zatın (?) tezgâhından alış veriş yapan Kur’an ve Hadis cühelası insanımız azımsanmayacak durumda olduğu ve dahi başka kişi bulamayan TV programcılarının kendisini sıklıkla ekrana çağırdıkları için o da kendisini Din bilgini addetmektedir. Bir de diyor ki Ahiret’te sorgu sırasında “Ben Nakşibendî Tarikatının Halidî kolundanım derseniz, başka sorguya muhatap olmaksızın direkt cennete giderseniz”. İyi yolculuklar demekten başka ne söylenebilir ki! Daha başka hezeyanları var da burada bununla yetinmek galiba yerinde olacak.
Buraya kadar dinî konulardan dem vurduk. Dilerseniz bir de Siyaset cenahına bir bakalım: Hemen herkesin tanık olduğu üzere Uşak ilinin CHP’li belediye başkanı Ö.Y., bir otelde hem de belediyesinin personeli sıfatını taşıyan 21 yaşındaki S.A. adlı bir bayanla birlikte olduğu nedeniyle gözaltına alındı. Meseleye bakıyor musunuz, hem de emrinde çalıştırdığı personeli ile bu işe tevessül edebiliyor. Bu bir tarafa, bir de bu adamın neden evinde değil de otelde gözaltına alındığını tenkit eden birileri şurada burada arzı endam edebiliyor. Yani denmek isteniyor ki bu tür işlere dokunup, keyfimizi kaçırmayın. Pes doğrusu. Yahu insanda biraz edep, biraz ahlak olmalı. Efendiler Allah’tan korkmadığınızı anladık da bari kuldan utanın yahu. Sevgili dostlar vallahi memleketin çivisi çıktı gidiyor. Bakalım memleket gemisi nereye çarpacak.
Nihayet geldik son merhaleye. O da ünlü, diğer bir ifadeyle namlı insanların uyuşturucu partilerine. İnanın hayret etmek yetmiyor. Olan biteni, zorlasanız dahi akıl almak istemiyor. Peki, bunlar mı toplumu oluşturacak. Heyhat! Ne mümkün. Bu kepazelikler yetmiyormuş gibi, İBB davası da dâhil olmak üzere, vakti zamanında devletin yüce makamlarını işgal eden bir zat (B.A), kanun önünde herkesin eşit olduğu Anayasa hükmüne rağmen, seçilmişlerin ve dahi şu veya bu şekilde ünlenen kimselerin TUTUKLANMAKSIZIN yargılanması hususunu üstüne basa basa dillendiriyor. Üstelik hukukçu sıfatına rağmen. Ve dahi ortada bir ağır suç varken. Hâlbuki bu denli ağır suçu olmayan belki yüzlerce insan tutuklu bulunmaktadır. Hanı Sayın Cumhur Başkanımız diyor ya. Bekâra karı boşamak kolay. Memleketin sayın ve sevgili AKİLLERİ lütfen bırakın da görevliler görevlerini yapsınlar. Hani Kendisini varil misali bir düzeneğe hapseden Romen Diyojen’in krala söylediği gibi “GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEM” misali vatandaşın sizlerden istediği tam da bu olsa gerek. Sürçü lisan ettiysek af ola. Selam ve dua ile. 28 Mart 2026, Cumartesi, Ankara.